İmam-ı Gazali'den (R.A.) "ALLAH Azze ve Celle"

ALLAH'ın yardımıyla deriz ki ;
Hamd, ALLAH'a mahsustur. O'nu över ve O'na hamd ederim. O ALLAH ki, Mübdi'dir, her şeyi yoktan var etmiştir. Mu'id'dir, yok ettiğini yeniden var eder.
Fa'alün lima yürid'dir, dilediğini istediği gibi yapar. Arş-ı A'zam'ın Haliki ve Maliki'de O'dur. Azâbı şiddetli, intikamı süratli olan da O'dur. İyi kullarını açık ve doğru yola hidayet eder; birliğine şehadet edenlerin akidelerini tereddüt ve şüphelerden korumakla onlara in'âmda bulunur ve Resûlüne uymağa, huzûr-i kalb ile dinleyenlerden başkasının idrak edemiyeceği, zat ve sıfatındaki evsâf-ı hamidiyesiyle tecelli edip mükerrem kıldığı ashâbının izinden gitmeye sevk eder.

O ALLAH ki, onlara bildirdi, birdir. Ortağı yok, tek'dir. Benzeri yok, Samed'dir - O kimseye muhtaç değil - herkes O'na muhtaçtır. Zıddı yoktur. Her cihetten tek'tir. Hiçbir suretle benzeri olmayan, tek bir kadimdir.Evveli olmayan bir Ezeli'dir, varlığının başlangıcı yoktur. Varlığı, daimidir, nihayete ermez, son yoktur. Daimi olarak her şeyi korur, yaratıkları idare eder. Bakidir, asla yok olmaz. Evvel, âhir kibriyalık vasıflarıyla mevsûfdur. Zamanların sona ermesi, müddetlerin münkariz olmasıyla, hakkında ayrılık ve tükenmekte hüküm olunamaz. "O , (başlangıcı olmayan, bütün varlıklardan evvel mevcûd olagelen) evveldir ve (sonu olmayan, her şey helâk olduktan sonra devam edecek) âhirdir ; zâhir de O'dur, bâtın da O'dur. O her şeyi bilicidir. (57-Hadid:3)

Cisim değil, sûret değil, cevher değil, sınır ve miktarı yoktur. Miktarda da, bölümde de cisimlere benzemez. Cevher olmadığı gibi cevher de kendisine giremez. Arez olmadığı gibi arez de kendisine hulûl edemez. Hiçbir varlığa benzemez ve hiçbir varlık da kendisine benzemez. O'nun misli gibi yoktur, O da hiçbir şey'in misli, benzeri değildir. O'nu miktarlar tayin edemediği gibi hiçbir şeyde içine alamaz; cihetler de O'nu kaplayamaz. Yer ve göklerde O'nu içine alamaz. Kur'an-ı Kerim'de anlattığı ve murâd buyurduğu gibi, temas, yerleşme, hulûl ve intikalden münezzeh bir şekilde Arş'ı istiva etmiştir. Arş, O'nu taşıyamaz, belki Arş ve Arş'ı hâmil melekler, O'nun kudretinin lûtfiyle tutunur ve O'nun yed-i kudretinde makhûrdurlar. O , Yer'in dibinden enginlerden uzaklaştırmadığı gibi yükseklerde olan Gök ve Arş'a da yaklaştıramaz. Yerlerden yüksek olduğu gibi, gökler ve Arş'dan da aynı şekilde yüksektir. Bununla beraber O, her varlığa yakın, insana ise şah damarından daha yakındır. O, her şey'i bilir ve korur. O'nun zâtı cisimlere benzemediği gibi, yakınlığı da cisimlerin yakınlığına benzemez. Hiçbir şey'e hulûl etmez, hiçbir şey de O'na hulûl edemez. Zâman kendisini hudûdlamadığı gibi, mekân da kendisini içine alamaz. Zamân ve mekânı yaratmadan, O var idi. Bunları yaratmadan nasıl idiyse yarattıktan sonra da aynıdır. O, yaratıklara sıfatlariyle tecelli ediyor. Zâtında başkası yok, başkasının zâtında da değildir. Değişiklik ve intikalden münezzehdir. Havadis [sonradan var olan şeyler] O'na hulûl etmez, arızalar O'na yaklaşmaz. Celâl ve kemâl sıfatlarıyla daim, noksan ve zevâl vasıflardan münezzehdir.

Her kemâl kendisinden geldiği için, kemâlini artırmağa ihtiyacı yoktur. Akıl yolu ile Zâtında varlığı bilinmiştir. (Mü'minlere) Cennette (oldukları ve Zât-ı kibriyası, mekân, mesafe, şekil ve cihetten münezzeh olduğu halde ) cemâl-i bâ-kemâlini göstermekle nimetini tamamlamak için iyilere lûtf ve nimet olarak, gözlere görülecektir.

ALLAH'u Teâlâ : Hayy [diri]'dir. Kadir [her şeye gücü yeter]'dir. Cebbar'dır. Her emrini yürütür, her kırığı bağlar, hükmünde gâlib olup ululuk sahibidir. Kaahir'dir. Emrinde gâlibdir, mülkünde dilediği gibi tasarruf eder. Noksanlık ve acziyyet O'na yaklşamaz. Gaflet, uyku, yokluk ve ölüm kendisine gelmez. Mülk-i melekût'un [görülen, görülmeyen] bütün varlıkların sahibidir. Kuvvet, galebe, ululuk ve azamet O'nundur. Sultânlık, kuvvet, kahr u galebe O'nundur. Yaratmak, emretmek O'na mahsûstur. Yer, gök ve bütün yaratıklar yed-i kudretinde dürülmüştür; emrindedirler. Yaratmak ve icâd etmek ile tekleşen, yaratmak ve icâd etmek, yalnız kendisine mahsûs olan O'dur. Bütün yaratıkları ve kendi kisbleri olan işlerini yaratan O'dur. Rızk ve ecellerini O takdir etti. Hiçbir varlık O'nun kudreti dışında değildir; hiçbir tedbir O'nun tasarrufundan kaybolmamıştır. Takdir ettiği şeyler sonsuzdur; ilmine ise nihayet yoktur.

Olmuş ve olacak, mümkün ve mümteni her şey'i bilir. İlmi, yerin altından göklerin üstüne kadar her şeyi kaplar, yer ve göklerde zerre kadar bir şey ilminin haricinde kalmaz. Karanlık gecede, siyah taş üzerinde kara karıncanın hareketini bilir. Hava boşluğunda dolaşan zerrelerin hareketini bilir, gizli ve aşikâre her şey'i bilir. Gönülden geçen hatıraları, içteki gizlilikleri, sonradan gelen ve değişen bir ilim ile değil, hiç değişmeyen ilm-i ezelisi ile bilir.

ALLAH'u Teâlâ : Kâinatın varlığını irâde, hadiseleri idâre eder. İsyandan, tâattan, azlık veya çokluktan, zarar veya kârdan, cehâlet veya bilgiden, küfür ve imandan, iyilik veya kötülükten, küçük ve büyükten, az ve çoktan, görünür ve görünmezden alemde ne varsa ve ne olursa hep O'nun ilmi, dilemesi ve iradesiyledir. (Ancak, hayra rızâsı vardır; şerre rızası yoktur). ALLAH'u Teâlâ'nın dilediği olur, dilemediği olmaz. Gözlerin bakması, bir şey'in hatıra gelmesi dahi O'nun irâdesi dışında kalamaz. Yoktan var ettikten sonra yine var eden O'dur. Dilediğini yapar, emrine kimse mani olamaz, hükmünü kimse bozamaz. Kulun günahtan korunması O'nun hidayet ve rahmetiyledir. Kulunun itâat'e güç yetirmesi, O'nun dileme ve irâdesiyledir. Eğer ins, cin, melek ve bütün canlı varlıklar bir araya toplanıp da ALLAH'u Teâlâ'nın dilek ve irâdesi aksine bir zerreyi durdurmak veya hareket ettirmek isteseler, buna güç yetiremezler. İrâde sıfatı da diğer sıfatlar gibi Zâtıyla kâim ezeli sıfatıdır. Eşyaların muâyyen zamanlardaki vücûdunu ezelde irâde etmiştir. Onlar da hiç bir değişikliksiz ve ileri geri varmadan ezelde dilediği gibi ve kaderine muvâfık bir şekilde muâyyen zamanlarda vücûd bulurlar. Bunlar için düşünce ve zamana ihtiyacı yoktur. Hiçbir şey Kendini meşgûl etmez.

ALLAH'u Teâlâ, hakkıyle gören ve işiten bir görücü ve işiticidir. Ne kadar gizli olursa olsun, her şey'i duyar, ne kadar ince olursa olsun her şey'i görür, görüp işitmesinden hiçbir şey kaçmaz. Uzaklık duymasına, karanlık görmesine engel olamaz. Görmesi göz, işitmesi kulak ile değildir. Her şey'i bilir fakat bilgisi kalb ve dimağ ile değildir. Âletsiz tutar, âletsiz yaratır.İşlerinde vâsıtaya ihtiyacı yoktur. O'nun Zâtı, yaratıkların zatına benzemediği gibi, sıfatları da yaratıkların vasıflarına benzemez.

ALLAH'u Teâlâ'nın konuşma demek olan kelâm sıfatı vardır. Çünkü emir verir, nehiy eder, müjde verir, korkutur. Bütün bunlar kelâm ile mümkündür. Fakat O'nun kelâmı insanların sözüne benze-mez, kendi Zâtıyla kaim, ezeli bir sıfatıdır. Cisimlerin titreşmesi ve havanın dalgalanmasından meydana gelen bir ses, dilini oynatmak veya dudaklarını kapamakla sonu gelen harfler cinsinden değildir. Tevrat, İncil, Zebûr (bugünkü muharref şekilleri değil, asılları) ve Kur'ân-ı Kerim O'nun kelâm'ı ve Peygamberlere gönderdiği kitaplarıdır. Kur'ân , dillerde okunup mushaflarda yazıldığı ve hafızlar tarafından ezberlendiği halde yine Zâtıyla kaim ezeli bir sıfatıdır. Hafızalara nakşı, sahifelere yazılması ALLAH'u Teâlâ'dan ayrılmasını gerektirmez (Esasen kadim olan yazılar değil, Zâtıyla kaim olan kelâm-ı nefsidir).

Musâ Aleyhi's-selâm ses ve harfsiz olarak ALLAH kelamını duymuştur.Nitekim ebrâr [iyiler]'in ahirette, cevher ve arez olmadığı halde ALLAH'u Teâlâ'yı müşâhede edecekleri gibi.

ALLAH'u Teâlâ'nın bu sıfatları sâbit olunca, ALLAH'u Teâlâ yalnız Zâtıyla değil, belki hayat sıfatıyla Hayy [diri] , ilim sıfatıyla Alim , kûdret sıfatiyle Kaadir , irâde ile Mürid [dileyici] , sem' ile Semi [işitici] , basar ile Basir [görücü] , kelâm sıfatiyle Mütekellim [konuşucu] olmuş olur (yani ALLAH'u Teâlâ'nın görmesi, işitmesi ve benzeri diğer vasıfları Zâtına has bir hususiyet değil, Zâtıyla kaim olan sıfatlarındandır).

ALLAH'u Teâlâ'nın Zât ve sıfatından başka her ne varsa, en adil, en tam, en olgun ve en güzel şekilde adaletinin tecellisidir ve O'nun yaratmasıyla sonradan olmuştur. İşlerinde hikmet, hükümler-inde adalet sahibidir. O'nun adaleti kulların adaletiyle ölçülemez. Çünkü kulun, başkasının malını kullanmakla zulmetmesi mümkündür. Fakat ALLAH'u Teâlâ hakkında böyle bir şey düşünülemez. Çünkü ondan başkası mülk sahibi değildir ki, başkasının mülkünde tasarrufu düşünülebilsin. O'nun Zât ve sıfatından başka, insan, cin, melek, şeytan, yer, gök, hayvan, bitki, cansız varlıklar, cevher, arez, akıl ile anlaşılıp hasseler ile [beş duyu organı] bilinen her ne varsa hepsini sonradan ve yoktan var etmiştir. Çünkü ezelde yalnız Kendi var idi ve O'ndan başka bir şey yoktu (Her şey Hudûs-i Zâtı ve Hudûs-i zamanı ile hâdis'dir). İhtiyacı için değil, ezeli iradesini yerleştirmek ve kudretini göster-mek için her şeyi sonradan yarattı. Borcu olmaksızın, yalnız bir fazl eseri olarak yoku var etti, her şeyi yarattı ve insanlara (sonunda mükafatlandıracağı) tekliflerde bulundu. Yine borcu olmaksızın kendi fazlından insanları ıslah ve onlara nimetler verdi. Fazl, ihsân, nimet ve minnet O'nundur. Çünkü O'nun insanlara çeşitli ezâ ve işkenceler yapmağa, onlara elem ve kederleri yağdırmaya gücü yeterdi. Eğer böyle yapsa çirkin bir iş işlemiş veya zulm etmiş sayılmaz; belki adaletini icra etmiş olurdu. O, ancak lûtf u keremi ve va'dinin muktezâsı olarak mü'minleri tâat ve ibadetleri ile mükafatlandıracaktır. Bu O'nun borcu değil, çünkü O'ndan zulüm sâdır olması düşünülemediği gibi kimseye bir borcu yok, kimsenin de O'nda bir hakkı yoktur. Tâat ve ibadet bakımından kullardaki hakkı, akıl yolu ile değil, Peygamberleri vasıtasıyla bildirmiştir. O, Peygamberler gönderdi. Nübüv-vetlerini isbât edecek açık mucizeler ve metafizik kuvvetlerle onları techiz etti. Emrini, nehyini, va'dini, insanlara bildirdiler. Onların getirdiklerine inanmak insanlar üzerine borç oldu. (El-Fatiha)