| |
Zekatını vermeyen Sa'lebe nin korkunç sonu
"Zekatları verinceye kadar, ALLAH C.C. imanları ve namazları
kabul etmiyor" Hadis'i Şerif
"Sizin dostunuz önce ALLAH , sonra peygamberi, sonra
namaza devam eden ve ALLAH 'ın emirlerine boyun eğerek zekat
veren mü'minlerdir" Maide -55
"Vay haline o ortak koşanların ! Ki, zekatı vermezler
ve onlar ahireti de inkar ediyorlar." Fussilet 6-7Hangi
millet mallarının zekatını vermezse mutlaka gökten yağmur
kesilir. Hayvanlar da olmasaydı tek damla yağmur düşmezdi.
Hadis-i Şerif (İbnu Ömer RA Kuttub-i Sitte 7170 )
Zekat bazılarının düşündüğü gibi kendi malından vermek değildir,
zekat malın içindeki ALLAH 'ın C.C. fakire ayırdığı fakirin
hakkıdır. Hatta neredeyse fakir bu malı zorla alacaktı ki
ancak muayyen bir fakire verilmesi şart olmadığı için bunu
yapamadı... (Yani malın içindeki o pay fakirin hakkı )
İbnu Ömer (radıyALLAHu anhümâ) anlatıyor: "Bir bedevi
kendisine: "Bana şu ayet hakkında açılamada bulun, dedi
ve ayeti okudu: "Altın ve gümüşü biriktirip ALLAH yolunda
sarfetmeyenlere can yakıcı bir azabı müjdele" (Tevbe
35). İbnu Ömer şu cevabı verdi: "Kim onu biriktirir ve
zekatını vermezse vay haline! Bu ayet zekat emri gelmezden
önceye aittir. Zekat emri gelince, ALLAH zekâtı mallar için
bir temizlik kıldı." Buhari, Zekât 4, Tefsir, Berâe 6;
Muvatta, Zekât 1, (1, 256).Muvatta'da şöyle denmiştir: "İbnu
Ömer (radıyALLAHuanhümâ)'e "(Azaba sebep olacak) hazine
nedir?" diye sorulunca: "Zekatı verilmeyen maldır"
diye cevap verdi." Muvatta, Zekat 1, (1, 256).
ZEKATLA İLGİLİ KISA BİR AÇIKLAMA : (Not : zekatı eksik veren
,hiç vermemiş gibidir ...)
Nisap miktarı 80 gr altındır, dirhem gümüş demek olup zamanımızda
gümüşün değeri iyice düştüğünden hesap altına göre yapılmaktadır.
Yani elinde 80 gram altın miktarı para Ya da mal var ise (ki
bu miktara ulaştığı anda tarih atarsın) ve üzerinden bir sene
geçtiği gün zekatını yani kırkta biri vereceksin fakire Ramazan
ayında veririm gibi düşünenler var bu fakirin hakkıdır. Bir
sene dolduğu gün vereceksin direk fakirin elinde. Hayır kurumlarına
ya da v.s yerlere değil direk fakirin eline verilir zekat...
(Geniş bilgi anasayfadaki için zekât bahsini dinleyini)
SA'LEBE'NİN KORKUNÇ SONU:
(Sahabeydi zekatını vermedi ne hale düştü)
Salabe b. Hatibi'l-Ensari, Peygamber Mescidi'ne devam ederdi.
Öyle ki, Peygamber Efendimiz SAV ona, "Mescidin Güvercini"
lakabını vermişti. İbadet ve taat'a da öylesine hevesli ve
meraklı idi ki, güneşte ısınmış kızgın taşların ve toprağın
üzerine çokça secde ettiği için alnı nasır tutmuş, neredeyse
devenin dizine dönmüştü.Mescidde uzun uzun vakit geçiren Salabe
daha sonraları aceleyle mescidden çıkmaya başlamıştı.
Bir gün Peygamber Efendimiz (SAV), Salabe'ye , "Ey Salabe
! Sana ne oluyor da münafıklar gibi aceleyle mescidi terk
ediyorsun ? " buyurdu. Bunun üzerine Salabe Efendimiz'e
(SAV) dedi ki : "Ya Resûlullah ! Öyle bir fakirlik içindeyim
ki , evimizde şu üzerimde bulunan elbiseden başka elbise yoktur.
Onun için bu elbiseyi hanımımla beraber giyiyoruz. Ben namazımı
eda ettiğim gibi biran önce eve gidiyorum ki, hanımıma elbiseyi
vereyim de namazını vakti geçmeden eda etsin. İşte acelem
bundandır. Ne olur bizim için ALLAH'a(C.C.) dua etseniz de
bize mal verse, böylece fakirlikten kurtulalım." Salabe
böyle deyince, Efendimiz (SAV) ona : "Sana yazık olur
ya Salabe, şükrünü eda edebileceğin az mal, şükrünü eda edemiyeceğin
çok maldan daha hayırlıdır." buyurdu. Salabe ısrar etti:
"Ya Resûlullah ! Bizim için dua buyursanızda Cenab-ı
Hâk bize ihsanda bulunsa ..." Bunun üzerine Efendimiz
tekrar, onu bu ısrarından vazgeçirmek için : "Ya Salabe
! Sen ALLAH'ın (C.C.) Resûlü gibi olmak istemez misin ? Nefsim
Kudret Elinde olan ALLAH'a (C.C.) yemin ederim ki , altın
ve gümüşle yüklü dağların benimle gelmesini istesem, elbette
benimle koşarlardı. Ama ben biliyorum ki , dünya ahirette
nasibi olmayanların nasibidir."
Efendimiz (SAV) böyle buyurmasına rağmen, Salabe nedense
anlamak istemedi. Halbuki ALLAH'ın (C.C.) Resûlü bir şey buyurduysa
bunda bir hikmet vardır. Bir kere söyledin , vazgeçmeni istedi.
Hadi bir kere daha ısrar ettin, tekrar vazgeçmeni istedi.
Anlasana ! Efendimiz (SAV) Peygamberlik ferasetiyle gördü
ki sana mal yaramayacak, o malı isteme ki , o mal seni helak
edecek. Şayet sana fayda getirecek olsaydı Efendimiz (SAV)
hemen dua ederdi. Ama buna rağmen Salabe ısrarında devam edip
tekrar üsteledi ve : "Ya Resûlullah ! Ne olur benim için
dua buyur da, ALLAH bize ihsan da bulunsun. Seni Hak Peygamber
olarak gönderen Cenab-ı Hâk'ka yemin ederim ki, beni mal ile
rızıklandırmasını ALLAH'tan (C.C.) istersen, malımda hakkı
olan hak sahiplerinin hakkını mutlaka ödeyeceğim." diye
ısrar etti. Bunun üzerine Efendimiz (SAV) ellerini açtı ve
"Ya Rabbi ! Sen Salabe'ye ihsan eyle" diye üç defa
dua buyurdu.
Tabii sonraları Mevlâ Teâlâ , Salabe'ye mal ihsan etti. Salabe
bir miktar koyun edindi. Koyunları birden bire çoğaldılar.
Hatta o kadar ürediler, o kadar çoğaldılar ki, koyun sürüsüne
Medine sokakları dar gelmeye başladı. Oraları dar gelince
sürüsünü Medine vadisine indirdi. Böylece Mescidi Nebevi'den
de uzaklaşmak zorunda kalmıştı. Daha evvel beş vakit namazını
Efendimiz'in (SAV) ardında eda ederken , şimdi ancak öğle
ve ikindi namazlarını eda edebiliyordu. Efendimiz'in (SAV)
duası bereketiyle Salabe'nin malı günbegün artıyordu. Öylesine
arttı, sürü öylesine çoğaldı ki, gün geldi sadece Cuma namazlarına
cemaate iştirak etmeye başladı. Sürüsü biraz daha artınca
Medine vadisi de almadı. Böylece sürülerini başka vadilere
götürmek zorunda kaldı. Bundan böyle artık Cuma namazlarına
da gelmemeye başladı. Artık Mescid-i Nebevi'den tamamen uzak
kalmıştı. Ne acı bir şeydi ki, Resûlullah (SAV) Mescid-i Nebevi'nin
imamıyken, herkes Efendimiz'in (SAV) arkasında namaz kılmak
için can atıyorken, o mal Salabe'yi nasılda uzaklaştırmıştı.
Ne Resûlullah'ı (SAV), ne de Sahabe-i Kiram'ı görebiliyordu
artık...
Efendimiz (SAV) bir gün Salebe'yi sordu. Ashab'ı Kiram, "Ya
Resûlullah ! Salabe'nin koyunları o kadar çoğaldı ki, Medine'nin
vadileri onun sürüsünü almadığı için, o da uzak vadilere çıktı"
dediler. Bunun üzerine Efendimiz(SAV), "Yazık ! Salabe'ye
çok yazık." buyurdular.
Tabii bu arada yeni yeni ayetler nazil oluyordu. Ashab-ı
Kiram bu ayeti kerimeleri işittikleri gibi büyük bir aşk ve
şevkle amel etmeye koyuluyorlardı. Ve nitekim malların zekâtıyla
alâkalı şu ayet geldi. "Onların mallarından bir zekât
al ki , onunla kendilerini temize çıkarmış , mallarına bereket
kazandırmış olasın." Tevbe:103
ALLAH-u Teâlâ Hazretlerin'den böyle bir emir gelince, Efendimiz
(SAV) zekâtların tahsili için bazılarını görevlendirdi. Ve
zekât ayetini yazdırıp, mü-minlerden zekât almaları için onları
etrafa gönderdi. Bu tahsildarlar nereye gittilerse memnuniyetle
karşılandılar ve kabile halkı zekâtlarını kendilerine takdim
ettiler. Bu arada dağların taşların bile almadığı kadar çok
sürüleri olan Salabe'ye de uğradılar. Resûlullah'ın (SAV)
yazdırmış olduğu, içinde ALLAH'ın (C.C.) farz kıldığı zekât
ayeti de bulunan mektubu bu durumu ona bildirdiler.Ve ondan
malının zekâtını vermesini istediler. Tabii bu haber Salabe'nin
hoşuna gitmedi. Bu kadar kırkta biri kim bilir ne kadar çok
tutacaktı. Gecesini gündüzünü birbirine katmış ve bu kadar
mal edinmişti, şimdi bir çırpıda bunu vermek Salabe'ye zor
geldi herhalde... Resûlullah'ın(SAV) sohbetlerinden Ashab-ı
Kiram'dan , cemaatten , o atmosferden epeyce uzak kaldığı
için , işin ciddiyetini de kavrayamadı ve çok ağır, söylenmemesi
gereken bir söz sarfetti. Kendisine gelen Resûlullah'ın (SAV)
tahsildarlarına "Sizin bu istediğiniz ancak bir haraçtır
veya haracın benzeridir. Siz şimdi gidin de ben bunu iyice
bir düşüneyim." dedi.
Hey gidi Salabe neyi düşüneceksin. Elinde avucunda hiçbir
şey yokken zenginlik için Resûlullah'a (SAV) yalvarmadın mı
? Şayet ALLAH (C.C.) mal ihsan ederse "malımda hakkı
olan hak sahiplerinin hakkını mutlaka ödeyeceğim" diye
Resûlullah'a (SAV) söz vermedin mi? O zaman bir tek elbisen
varken şimdi davarını, sürünü dağlar taşlar almıyor vadilere
sığmıyor, o kadar zengin olmuşsunda şimdi verdiğin sözü unutup
düşüneyim diyorsun. ALLAH'ın (C.C.) ayeti nazil olmuş, bu
konuda emir buyurmuş, Resûlullah (SAV) elçi göndermiş, malının
zekâtını fakirin hakkını versene ! Hâla neyi düşüneceksin
? ...
Bu hadise üzerine Salabe'nin içine düştüğü bu korkunç durumu
beyan eden ayetler nazil oldu. Mevlâ Teâlâ şöyle buyuruyordu
: "Onlardan (münafıklardan) kimi de, "Eğer ALLAH
(C.C.) lütuf ve Kereminden ihsan ederse mutlaka zekâtını vereceğiz
ve gerçekten salih kimselerden olacağız." diye ALLAH'a
(C.C.) ant içtiler. (Fakat) ALLAH Celle Celalühü onlara lütfundan
verince onda cimrilik edip (ALLAH'ın emrinden) yüz çevirerek
sözlerinden döndüler." Tevbe:75-76
Salabe'den eli boş dönen bu iki tahsildar Efendimiz'in (SAV)
yanına dönünce, durumu anlatmak için daha ağızlarını bile
açmadan Peygamber Efendimiz (SAV) iki defa "Yazık! Salabe'ye
çok yazık! " buyurdular.
Bu olayın vehametini anlayan Hz Ömer (R.A.) derhal bineğine
atladığı gibi uçarcasına Salabe'nin bulunduğu yere geldi.
Onu buldu ve : "Sana yazıklar olsun Ya Salabe! Helâk
oldun! Senin hakkında korkunç bir ayet nazil oldu." deyince
Salabe birden telaşlandı. Birden aklı başına geldi. İstenen
zekâtı vermek bir tarafa ne kadar ağır laflar söylemişti.
Salabe ne büyük bir hata yaptığının farkına varıyordu. Hemen
malının zekatı ne tutuyorsa fazla fazla sürüsünden ayırdı
ve onlarla beraber yola koyuldu. Süratle Medine'ye varıp Peygamber
Efendimiz'in(SAV) huzuruna çıktı. Özürler dileyip affını talep
ederek, getirdiği zekâtını kabul buyurmasını istedi.
Efendimiz Aleyhis Salatü Vesselam, Salabe'nin hiç beklemediği
bir cevap verdi ve buyurdu ki : "Cenab-ı Hâk senden zekâtı
kabul etmememi emretti." Salabe hakikaten helak olmuştu.
Bu cevap üzerine dövünmeye, başına topraklar saçmaya başladı.
Resûlullah'ın(SAV) ömrü hayatında onun zekâtını kabul etmedi.
Efendimiz ahirete irtihal edince, Hz Ebu Bekir halife oldu.
Bunun üzerine Salabe zekâtını Hz Ebu Bekir'e getirdi, ama
o "ALLAH'ın (C.C.) alma diye emir buyurduğu ve Resûlullah'ın(SAV)
da almadığı bir zekâtı, bende almam! " diyerek kabul
etmedi. Sonra Hz Ömer halife oldu. Onun hilafetinde de bir
ümit geldi ve adeta bir servet derecesindeki zekâtını Hz Ömer'e
takdim etti. Bu zekâtı Hz Ömer'de kesinlikle kabul etmedi
ve Salabe Hz Osman'ın hilafeti zamanında helak olup gitti...
Ya Rabbi ! Bizleri Sana isyan etmekten muhafaza ederek akibetimizi
hayreyle , ayağımızı (yolundan) kaydırma ...
|