| |
"SU-İ- HATİME"
Son Nefes'de imansız gitme bahsidir. (ALLAH'u Teâlâ Hazretleri
muhafaza etsin)
En büyük ve korkunç olanı, can çekişme ızdırabı anında gönülde
şüphe veya inkarın galebe çalması ve bu vaziyette ölmekte,
bu halin ebedi olarak ALLAH (CC) ile kendi arasında perde
olmasıdır. Çünkü bu ebedi ve daimi azabı gerektiren, küfür
ve inkardır.
Ölüm anında dünyalıktan ve dünya zevklerinden bir şey'in
gönlüne galebe çalması ve gözünün önünde canlanarak onu düşünmesidir.
Bu, gönlünü öyle kaplar ki, artık başka bir şey almaz olur.
Böylece ölürse, kalbi tamamen dünyaya dönük ve himmeti dünyaya
meyyal olarak ölmüş olur ki, gönül, ALLAH'tan C.C. ayrıldığı
anda araya perde girer. Perde girince azab başlar. ALLAH'ın
C.C. yaktığı ateş, ALLAH'tan C.C. mahcub olan gönülleri kaplar.
Kalbi, dünya sevgisinden salim, himmeti ALLAH'a C.C. dönük
olan Mü'mine ise Cehennem: "Geç ey Mü'min, senin Nur'un,
benim narımı söndürüyor" der.
Dünya sevgisinin galebe çaldığı sırada ölen bir adamın durumu
tehlikelidir. Zira kişi, yaşadığı gibi ölür. Öldükten sonra
başka durum almasına, kalbin imkanı yoktur. Zira gönüllerde
tasarruf, azaların ameli ile mümkündür. Halbuki ölüm ile azalar
atalete uğradığından, artık amel imkanı ve hatta geriye dönüp
yeniden amel etme fırsatı kalmamıştır. İşte bu anda hasret
çoğalır. Ancak , imanın aslı ve ALLAH C.C. sevgisi (ALLAH
C.C. sevgisi ile dünya sevgisi bir kalbde toplanmaz) uzun
müddet kalıp yerleşir ve salih amel ile kuvvetleşir ise, ölüm
anında doğacak olan bu hali siler atar. Şayet kalbindeki imanı
bir miskal kuvvetinde ise, onu tezden Cehennemden çıkarır.
İmanı daha az ise, azlığı nisbetinde Cehennemde daha uzun
kalır. Bir habbe ağırlığı kadar imanı varsa da eninde sonunda
-ve binlerce yıl sonra da olsa- yine Cehennemden çıkar.
Şayet, senin bu anlattığına göre, ölür ölmez hemen Cehennem'e
girmesi lazımdır, halbuki kıyamete kadar bekliyor. Bu nasıl
olur? Dersen, bilmiş ol ki; Kabir azabını inkar eden herkes
bid'at sahibi, ALLAH'ın C.C., Kur'ân'ın ve imanın nurundan
mahrumdur.
Su-i Hatime yani şüphe ve inkar üzere ölmenin, tafsilatıyla
anlatılamayacak kadar çok sebepleri vardır. Lakin özet olarak
iki sebebi vardır.
Birincisi: Tam manasıyla zühd, vera ve amelde salah ile de
düşünülebilir. Mesela, zahiddir amma bid'at sahibidir. Ameli
iyi olsa bile, bunun sonu çok ciddi olarak korkunçtur. bid'at
sahibi derken herhangi bid'at sahibi olan bir mezhebi kasdetmiyorum.
ALLAH'u Teâlâ'nın, Zat, Sıfat ve Ef'ali hakkında gerçeğe uymayan
bir inanca sahib olmayı ve bununla hasmını ilzama kalkışmayı
kastediyorum. Bu inancı, kendi görüş ve kanâatına bağlı olup,
ona aldanmasıyla veya kendisi gibi bir bid'at sahibini taklit
etmekle olur. Ölümün yaklaştığı, ölüm Meleğinin görüldüğü
ve içinde olanı ile kalbi çırpınmağa başladığı vakit, çoğunlukla
cehaleti sebebiyle inançlarının batıl olduğunu anlar. Çünkü
ölüm, perdenin aradan kalkma halidir. Ölüm sancıları da ölümün
başlangıcı olduğu için, bazı şeyler kendisine keşfedilebilir.
Kendi kafasına göre kesin olarak inandığı şeylerin boş ve
batıl olduğunu anlayınca, inandığı her şeyin aslı olmadığını
sanır. Çünkü ona göre ALLAH C.C. ve Rasulüne(SAV) inancı ve
diğer sahih itikadları ile fasid inançlarının farkı yoktur.
Cehaleti sebebiyle yanlış olarak edindiği bazı inançlarının
batıl olduğunu görünce bu hal, doğru inançlarının da batıl
veya şüpheli olmasına sebep olur. İmanın aslına dönmeden bu
hatıralar içinde ölürse, işte Su-i Hatime(imansız) ile ölmüş
ve ALLAH korusun, ruhu, şirk üzere bedeninden ayrılmış olur.
ALLAH'u Teâlâ'nın: "Halbuki o gün onlar için ALLAH'tan
hiçde zannetmeyecekleri(nice) şeyler zuhura gelmiştir."
Zümer / 47 ve "De ki: Yaptıkları işler bakımından en
çok ziyana uğrayanları, kendileri muhakkak iyi yapıyorlar
sanarak dünya hayatında sa'yleri boşa gitmiş olanları size
haber vereyim mi? " Kehf / 103 buyurduklarından muradı
bunlardır. Dünya meşgalesinin azlığı sebebiyle bazen rüyada,
gelecekteki işlerin bazıları açıklandığı gibi, ölüm sancıları
anında da bazılarına bazı şeyler gösterilebilir. Çünkü dünya
meşgalesi ve bedeni şehvetler, Melekut alemine bakmağa ve
oradakileri olduğu gibi görmeğe engeldir. Fakat ölüm öncesi
keşfin sebebi, keşifde geri kalan inançlarda şüphenin sebebi
olabilir.
Bu tehlikeden insanı, ancak gerçeğe dayalı sağlam itikad
kurtarabilir. Saf ve ebleh insanlar, yani kısa ve kesin olarak
ALLAH'a C.C., Ahirete ve inanılması gereken şeylere inananlar,
bu tehlikeden korunmuşlardır. Bedeviler, köylüler ve diğer
halkın avamı gibi. Bunlar bu hususlarda münakaşalara girmez,
söz sahibi olduklarını iddia etmezler. Bunun için bu gibiler
hakkında Resul-i Ekrem(SAV) : "Cennet halkının çoğu bühdler,
yani saf ve gönlü temiz kimselerdir" buyurmuştur.
Selef, Resul-i Ekrem'in(SAV), ALLAH C.C. tarafından getirdiği
her şeye inanın, ALLAH'ı bir şeye benzetmeyin, te'vil ile
uğraşmayın, derlerdi. Zira ALLAH'ın C.C. sıfatlarından bahsetmekte
tehlike büyük, yolları sarp ve ALLAH'u Teâlâ'nın Celâlini
idrak etmekten akıllar kasır ve noksandır.
Ne yazık ki şimdi dizginler gevşedi, boyunlar uzadı, boş
laflar aldı yürüdü. Her cahil, kendi görüşüne uygun olanın
doğru ve gerçek iman olduğuna kâni oldu. Kendi tecrübe ve
tahminlerinin gerçek olduğunu sandı. Fakat ilerde gerçeği
anlayacaklardır. Perde aradan kalktığı vakit onlara :Güzel
olduğu için gündüzlere hüsn-ü zann ettiniz de mukadder akıbetinize
uğrayacağınızdan korkmadınız,Geceler sizi selamete ulaştırdı
ve onlarla aldandınız, halbuki karanlıklar aydınlandığı vakit,
kederler başlayacaktır. Mealindeki şiiri okumak lazımdır.
ALLAH'u Teâlâ'nın Zât ve Sıfatı ile ilgili münazaralara giren
adam, deniz ortasında gemisi parçalanıp dalgaların kucağına
düşen adam gibidir.Bu dalgaların, birbirine devretmek suretiyle
adamı selamet sahiline atmaları imkanı varsa da bu pek az
bir ihtimaldir. Fakat dalgalar arasında boğulup gitmeleri
daha kuvvetlidir.
İkincisi: Aslında imanın zayıflığı ve dünya sevgisinin kalbi
kaplamasıdır. İman zayıfladıkça ALLAH C.C. sevgisi de zayıflar
ve dünya sevgisi öyle kuvvetleşir ki, bir hatıradan başka
ALLAH C.C. sevgisi namına kalpte bir şey kalmaz. Nefsin arzularına
uymamak ve şeytanet yollarından ayrılmak gibi bir şeyi düşünmez
olur. İşte bu, şehvetlere uymak meylini ortaya kor. Böylece
kalb, kararır ve katılaşır. Nefsin zulmetleri(karanlıkları)
kalbde teraküm eder ve zayıfda olsa kalbdeki iman nurunu tamamen
söndürür. Artık bu, kendisinde bir tabiat halini alır. Ölüm
sancıları başladığı vakit, ALLAH C.C. sevgisi daha da azalır.
Çünkü en büyük sevgilisi olan dünyalığından ayrılma hasretine
dalar ve bunun acısını duyar. Sevdiği dünyasından ayrılmağı,
ALLAH'tan C.C. bildiği için, ölümün mukadder olmasına canı
sıkılır ve ALLAH'tan C.C. geldiği için O'ndan hoşlanmaz olur.
Sevgi yerine, içinde ALLAH'a C.C. karşı bir kin doğmasından
korkulur. Bu, çocuğunu az ve fakat malını daha çok seven bir
adamın durumuna benzer. Çocuk, malını mahvetti-ği vakit, çocuğuna
olan az sevgisi husumete döner. Şayet bu hal içerisinde ölürse,
Su-i Hatime(imansız) ile ölür ve ebedi helakte kalır. İnsanı
bu helake sürükleyen sebep, ALLAH sevgisinin zayıflamasına
sebep olan iman zayıflığı ile beraber, dünyaya temayül, dünyalık
ile sevinmek ve dünya sevgisinin üstün gelmesidir. Dünya sevgisi,
bütün hataların başıdır. O, müzmin bir hastalıktır. Ne yazık
ki ALLAH'ı C.C. marifet azlığından bütün halka sirayet etmiştir.
Zira ALLAH'ı C.C. bilen sever.
"De ki : Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz,
eşleriniz, kabileniz, elinize geçirdiğiniz mallar, kesâda
uğramasından korka geldiğiniz bir ticaret ve hoşunuza gitmekte
olan meskenler, size ALLAH'tan, O'nun peygamberinden ve O'nun
yolundaki bir cihâd'dan daha sevgili ise, artık ALLAH'ın emri
gelinceye kadar bekleye durun" Tevbe / 24 buyurmuştur.
Demek ki ölümü anında aklından bu gibi inkar şeylerini geçiren
ve içinden ALLAH'u Teâlâ'nın kendisini çoluk çocuğundan ve
diğer dünya varlıklarından ayırdığı için kızan kimsenin ölümü,
sevmediğine gitmek ve sevdiğinden uzaklaşmak olur da, efendisinden
kaçtığı halde, zorla yakalanıp efendisinin huzuruna getirilen
bir kölenin durumuna düşer. Artık uğrayacağı rezalet ve kepazelik
ortadadır.
İnsan ömrü boyunca ne ile ünsiyet ederse, ölümü anında da
aklına o gelir. Meyli, daha çok taat ve ibadete ise hatırına
o gelir. Daha çok isyana temayül ederse, son nefeste daha
çok aklına gelecek olanda odur. Çoğu kere canı çıkarken dünyevi
şehvetlerden ve günahlardan biriyle meşgul olurda ALLAH'tan
CC mahrum kalır.Pek seyrek isyan eden, bu tehlikeden uzaktır.Hiç
günah işlemeyen ise tamamen kurtulmuştur.Günahı ibadetinden
çok olup, günahtan zevk alan kimsenin tehlikesi, çok ciddi
ve çok daha büyüktür.
Bunun misali: Herkesin bildiği bir gerçektir ki, insan, çoğunlukla
rüyasında gündüzleri meşgul olduğu şeyi görür. Gündüzleri
ilim ile uğraşan, çoğunlukla rüyasında ilmi, ticaretle uğraşan
da ticaret işlerini görür. Ölüm de uykunun benzeridir. Bununla
beraber ondan daha ağırdır. Ancak ölüm öncesi, uykuya daha
yakındır. O da ünsiyet ettiği şeyleri hatırlamasını gerektirir.
Herhangi bir şeyin kalbde yerleşmesinin sebeplerinden birisi
de uzun ülfettir(birliktelik). Uzun müddet taat veya isyana
alışmak , kalbde yerleşmenin tercih sebebidir. Bunun gibi,
Salihlerin rüyaları ile fâsıkların rüyaları da birbirine uymaz.
Alışkanlık kalbde yerleşir ve gönül ona meyleder. İşte kötülüğe
alışıp onunla ünsiyet eden, son nefesinde o kötülük gözünün
önünde canlanır. Her ne kadar bundan kurtulması ümid edilecek
şekilde imanın aslı baki ise de, bu hali, bir nevi Su-i Hatimeye(imansız
ölmeye) sebep olur.
Ölüm anında hatıralarını günah ve şehevi arzularından uzak
tutmak isteyen için tek yol, şehveti gönlünden çıkarmak ve
nefsini bunlardan uzak tutmakla uzun müddet mücâhede etmektir.
Böylece günahlardan uzaklaşıp iyiliklere devam etmek ve aklından
kötülükleri çıkarmakla, ölüm anı için bir hazırlık yapmış
olur. Çünkü insanlar yaşadıkları gibi ölür ve öldükleri gibi
de haşr olurlar.
Resul-i Ekrem SAV "Kişi, elli yıl Cennet ehli amelini
işler, hatta kendisi ile Cennet arasında bir devenin iki sağımı
arasındaki mesafe kadar mesafe kalır ve şekavet-i asliyesi
galebe çalarak son nefesde imansız gider" buyurmuştur.
Bunun için bulunduğumuz hallere aldanmamalı ve son nefes korkusu
devamlı olmalıdır. Zira son nefesde ne olacağımızı ve akibetimizin
Cennet mi, Cehennem mi olduğunu da bilmiyoruz.
Sakın biraz daha keyfime bakayım ilerde tevbe ederim, deme.
Çünkü alıp verdiğin her nefes, senin için bir hatimedir. Zira
o anda ölmen mümkündür.Uyanıklığında hazır olduğun gibi, uykuya
yatarken de abdestini ihmal etme. ALLAH'ın C.C. zikri kalbine
galebe çaldıktan sonra uyu. Dikkat et ki, dilin zikirde iken
uyu demiyorum. Aslolan kalbini zikrULLAH ile uyutmaktır. Şunu
bil ki uykudan önce aklında ne varsa, uyku anında da aklına
o gelir. Uykudan önce, uyku anında ve uyuduktan sonra kalbin
ne ile meşgul idiyse, o meşgale ile uyanırsın. Bunun gibi
insan, yaşadığı gibi ölür ve öldüğü gibi dirilir.
Her an ve nefesini yokla. Bir an ALLAH'ı C.C. unutma! Bütün
bunlara dikkat ettiğin halde yine büyük tehlikede olduğunu
bil! Yâ bu dediklerime riayet etmezsen, işte onu da sen düşün?
Ne yazık ki insanlar helaktedir. Yalnız alimler kurtulmuştur.
Alimlerde helaktedir, yalnız ilmiyle amel edenler kurtulmuştur.
Bunlarda helaktedir, yalnız ihlâs ile amel edenler kurtulmuştur.
Bunlarda yine büyük tehlikededir.
Şunu da bil ki, dünyalıktan zaruret miktarı ile yetinmedikçe,
bu hususta başarıya ulaşamazsın. Zaruret miktarı ise yemek,
giymek ve meskenindir, diğerleri fuzulidir. Az yemeli, seni
sıcak ve soğultan koruyacak elbise ile yetinmeli daha kıymetlisini
aramamalısın. Yoksa yeter deyip duracağın bir nokta kalmaz.
Daima ilerisini isteyeceksen, o zaman senin karnını ancak
toprak dolduracaktır.
Eğer zaruret miktarı ile yetinirsen, ALLAH C.C. ile baş başa
kalır ve Ahiretin için çalışır da su-i hatime için hazırlıklı
olursun. Şayet zaruret miktarını aşarsan, sıkıntıların çoğalır
ve o zaman hangi vadide seni helak edeceğine ALLAH'u Teâlâ
aldırış etmez.
Yüce ALLAH C.C. "Öyle ise siz onlardan değil, Benden
korkun eğer iman etmişlerseniz." Al-i İmran / 175 buyurdu
ve korkuyu emrederek, onu imanın şartından kıldı. Bunun için
zayıf olsa da hiçbir mü'min korkusuz olamaz. Korkunun zafiyeti,
iman ve marifetin zafiyetinden ileri gelir.
"Saadetin alâmeti, şekavetten korkmaktır. Zira 'korku'
kul ile ALLAH C.C. arasında, kul için bir köstektir. Bu köstek
koparsa helâkta olanlarla beraber helâk olur" demiştir.
Hatemm-i Esamm: "Bulunduğun mevkiin şerefine güvenme.
Cennet'ten daha şerefli bir makam olmasın. Adem'in başına
gelenler ortada. İbadet çokluğuna aldanma, İblis'in başına
gelenler belli. İlminin çokluğuna bel bağlama, Bel'am İsm-i
Âzam'ı bilirdi, akibetini düşün. Salihlerle görüşüp onlarla
düşüp kalkmaya aldanma. Peygamberimizden SAV üstün zat ve
sima olmasın. Akrabaları dahi ondan yararlanamadı
Dilimizle "ALLAH'ım C.C. bizi afvet, bize merhamet et"
demekle yetinir ve O'na güveniriz. Halbuki 'O' C.C.: "İnsan
için ancak çalışması vardır." Buyurdu. Necm / 39 - Başka
bir Ayet-i Kerime'de "Keremi bol Rabbine karşı seni aldatan
ne?" Buyurulmuştur.
Ahirette ALLAH'a C.C. kavuşmak mutluluğuna ancak dünyada
O'nun sevgisini ve O'nunla ünsiyeti kazanmakla ulaşılacağı
meydandadır. Sevgi ise marifet ile , marifet de ancak devamlı
tefekkürle hasıl olur. Ünsiyette devamlı zikir ile, zikir
ve fikre devam da dünya sevgisini gönlünden çıkarmakla, dünya
sevgisini atmak da zevk ve şehvetleri terketmekle, bunları
terketmek de şehveti kırmakla, şehveti kırmak da en çok korku
ateşi ile mümkündür. Demek ki korku şehvetleri yakan bir ateştir.
Korku nasıl faziletli olmasın ki, ALLAH'a C.C. yaklaştırıcı
en makbul ameller olan iffet, vera, takva ve mücâhede korku
sayesinde temin edilir.
Elbette peygamberler, veliler ve alimlerin akıl, ilim ve
amelleri ile ALLAH C.C. katındaki mevkileri, senden daha az
olmadığını kabul edersin! Gözünün ışığının kısalığı ve basiret
gözünün körlüğü ile onların hallerini, neden fazla korkup
uzun müddet mahzun olup ağladıklarını düşün. Hatta bazıları
şaşırdı, bazıları bayıldı ve bazıları da ölü olarak yerlere
serildi.
Son nefeste imansız gitmeye sebep olabilen bazı günahlar:
- ALLAH'ın C.C. emir ve yasaklarını bilmemek, itikadi meseleleri
bilmemek yada şüphede olmak,
- ALLAH C.C. ve Rasûlü'nün SAV emrettiği gibi yaşamamak,
- Kafirlerle dostluk kurmak ve onlara benzemek (saç sakal
şeklinden, giyime kadar) en önemlisi onları sevmek,
- Kafirlerin bayramlarını kutlamak, (Yılbaşı,sevgililer günü,
nevruz v.s.)
- Dini emirleri hafife almak, o hükümlerle ilgilenmemek yada
ciddiye almamak, alaycı olmak,
- Anne ve babaya itaat etmemek, (Annesinin razı olmadığı kişilerin
Kelime-i Şehadet'i getiremedikleri rivayetleri çoktur)
- Büyü yapmak ve yaptırmak,
- İçki satmak, içki içmek ve içki müptelası olmak,
(Fudayl'dan RA sene de sadece bir kadeh ilaç olarak alkol
içen kişinin bu sebepten imansız gittiği rivayeti vardır.)
- Çok küfretmek, Yüce ALLAH'ı C.C. zikretmek ve dua edilmesi
için yaradılan ağızdan küfrün eksik olmaması,
- Dünyalık ve dünya sevgisi, gelen dünyalığa sevinmek, elden
çıkana üzülmek, (KADINLAR ÇOK DİKKAT ! ! ! )
- Fakirliğe ve ALLAH'ın kazasına isyan,
- Namaz kılmamak ki en tehlikelilerinden birisidir,
- Ezân okunurken konuşanında Kelime-i Şehadet getirmekte zorlandığı
bildirilmiştir.
(ALLAH C.C. Hüccet-ül İslâm İmam-ı Gazali'den Razı olsun,
Ruhuna El-Fâtiha)
|