|
TASAVVUF ve Z İ K İ R ! ! !
(ALLAH'u Teâlâ'nın dostları, ALLAH'ı C.C. nasıl zikrettiler
?)
Bismillahirrahmanirrahim...
"Ben ne göklere nede yere sığarım; Ben ancak mü'min
kulumun kalbine sığarım."
Hadis-i Kudsi (Neden? Çünkü mü'min, kalbine dünyayı sokmadı
ve kalbi Lâ mekan(mekansız) oldu, MEVLA Celle Celalühü zaman
ve mekandan münezzehtir.)
"ALLAH'ı zikretmek hususunda kalbleri katılaşmış olanların
vay haline" Zümer 39/22
Bu ayeti kerime iki şekilde tefsir edilmektedir;
1-ALLAH'ın zikrinden uzak kalıp kalpleri katı olanların vay
haline! (ALLAH'ı zikretmiyorlar kalpleri katılaşıyor onun
için vay hallerine)
2-ALLAH'ın zikrinden dolayı kalpleri katı olanların vay haline!
(ALLAH'ı zikrediyorlar ama âdâbına riayet etmedikleri için
kalpleri katılaşıyor) Nitekim bir hadis'i şerif'de "Kim
bir namaz kılar da kıldığı namaz kendisini hayasızlık ve kötülükten
alıkoymazsa o namazla ALLAH'tan uzaklaşmaktan başka bir şey
artmaz"(Taberani,Deylemi)
"Kim Rahman'ın zikrinden göz yumarsa biz ona şeytanı
musallat ederiz. Artık o(şeytan), onun yakın arkadaşı olur."
Zuhruf 36. Her bela, her günah zikirsizlikden (ALLAH'ı unutmakdan)
ileri geliyor. İmam-ı Gazali (Kuddise Sirruh) Hazretleri:"Bir
lahza dahi zikirden boş kalanı, yumurtanın beyazının sarısını
kaplaması gibi şeytan kaplar ve o zaman şeytan ona ne olsa
yaptırır." Buyuruyor.
Bir insan yerinden öğrenmeden bin sene "ALLAH"
diyerek zikretse,tesir etmiyor. En kolay meslek sepet örmek.
Onu dahi ustasından öğrenmeden yapamazsınız. Öyle ise tarikat
ki en ince meslektir, o nasıl kendi başına yapılabilir. Erbabından
ders almadan "ben kendim yaparım, işte böyle beceririm"
demek olmaz.Nitekim Mevlana Hazretleri Mesnevisinde şöyle
buyuruyor;
----------------------------------------------------
Hiç kimse kendi başına bir şey olmadı.
Hiçbir demir kendi başına keskin kılıç olmadı.
Mevlana, asla Mevla-i Rum (Rum diyarının efendisi) olamadı.
Ta ki Şems-i Tebrizi'nin müridi olmadıkça.
----------------------------------------------------
"O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur; fakat
siz onların tesbihlerini anlamazsınız"İsra 17/44 (Yeryüzünde
en az zikreden hayvan eşektir. O bile günde 5000 kere "ALLAH"
diyor) Günde üç kere çürüyecek bedenin gıdasını veriyoruz,
ya ruhun gıdası!
Şah-ı Nakşibend hazretleri;"Son nefeste ne ile olmak
isterseniz, onunla meşgul olunuz." buyuruyor.
Azrail Aleyhisselam ruhu kabzetmeye geldiği zaman bizleri
gafil bulmasın. O öyle bir andır ki, bir insan değil Kur'an-ı
Kerim'i, 104 kitabı ezbere bilse o anda kuvveti müdrikesinden
(hafızasından) silinir. Zikir ise öyle değildir.
Sokakta gördüğünüz bir elbiseyi göz alır kalbe indirir yahut
nakışlı bir apartmanı görür onu da kalbe indirir. İşte bu
ve buna benzer şeyler ALLAH celle celalühü ile arada perde
olur.
Ali Ramiteni hazretlerine sordular "Tasavvuf nedir?"
buyurdu ki;"Kalbi masivadan(ALLAH'dan gayri herşey) ayırmak,
Cenab-ı Hakk ile beraber olmaktır"
Nakşibendi tarikatı aliyyesinin büyük meşayihlerinden Abdulhâlik-i
Gücdüvani (kuddise sirruh) (Hızır Aleyhisselamdan ders almıştır),
tarikatı aliyyedeki düsturları şöyle sıralamıştır;
1-Huş Der-dem : ALLAH'u Teâlâ'dan gafil tek nefes almamaktır.
2-Nazar Ber-kadem: Salik yolda yürürken ayaklarının üstüne
bakmalıdır, sağa sola bakmamalıdır.Zira ayaklarının üstüne
bakarak yürümezse nazar(gözün bakışları)dağılır, bu ise salikin
kalbini perişan eder.
3-Sefer Der-vatan: Salikin kötü ahlaklardan, yani sıfatı beşerriyyesinden
geçip sıfat-ı melekiyeye, iyi ahlaklara sefer etmesi.
4-Halvet Der-encümen : Mecliste(zahirde görünüşde)halk, batında
(gerçek ve iç alemde) Hakk Teâlâ ile olmaktır. "Onlar,
ne ticaret ne de alışverişin kendilerini ALLAH'ın zikrinden
alıkoymadığı insanlardır" Şah-ı Nakşibend hazretleri
(kuddise sirruh) şöyle buyurur: "Mina çarşısında bir
tüccar gördüm. Yaklaşık elli bin dinarlık ticaret yaptığı
halde bir an bile kalbi ALLAH Sübhanehü'dan gafil değildi"
(Mektubat-ı Rabbani,1/33)
Yine Şah-ı Nakşibend hazretlerine sordular "Tarikatınızın
binası neyin üzerenedir?", buyurdular ki "Halvet
Der-encümen; yani zahirde halk ile batında Hak Sübhanehü ve
Teâlâ ile olabilmek, üzerine kurulmuştur."
5-Yâd-kerd : Dilin kalb ile beraber Mevla'yı (Celle Celalühü)
zikretmesidir.
6-Bâz-geşt : Mevla'dan (Celle Celalühü) her an agah olmak,
gönülde tutmak, zikirde istemeden hatıra gelen iyi veya kötü
bütün düşünceleri nefyetmek, kovmak demektir.
7-Nigâh-dâşt Kalp üzerinde uyanık olup başka düşünceleri sokmamaktır.
8-Yâd-dâşt : Daima Hakk Teâlâ Hazretleriyle beraber olmaktır.
İmam-ı Rabbani (kuddise sirruh) bu hususta şöyle buyurur:
"Yâd-dâşt, devamlı huzur demektir. Her an ALLAH'u Teâlâ'nın
huzurunda olmaktır. Bu nimet bu yolun büyükleri olan, Hâcegân(KaddesALLAHü
Teâlâ ervahahüm) hazretlerinin yolunda çalışanların eline
geçmektedir. Yad-daşt, gaybet bulunmayan huzurdur. Yani Hazret-i
Zât ve Tekaddes'in huzurunun şu'ûn ve i'tibâr perdelerinden
doğan bir aksaklık olmaksızın devam etmesidir. Bu makamda
en kâmil anlamıyla fenâ gerçekleşir.
9-Vukûf-ı Adedi : Zikirde sayıya riayet etmektir. Mesela istiğfar
100 kere olmalı, 99 yada 101 değil. Şah-ı Nakşibend hazretleri
(kuddise sirruh) "Zikirde sayıya dikkat etmek havatırdan,
türlü türlü düşüncelerden kalbi toplamaya delalet eder"
buyurur.
10-Vukûf-ı Zamani : İçinde bulunulan hale göre davranmak ve
geçen zamanın muhasebesini yapmak. Yani tutukluk halinde istiğfar,
genişlik halinde de şükretmek. Yani mürid her an kendi halini
bilmesi; halinin şükretmeyi mi, yoksa özür dilemeyi mi gerektirdiğini
anlaması demektir.
11- Vukûf-ı Kalbî : Zikirde kalbe yönelmek ya da kalbin ALLAH'a
(Celle Celalühü) yönelmesi ve O'ndan gafil olmaması, demektir.
Tarikat, ALLAH'u Teâlâ'yı bir bedel ve karşılık gözetmeden
zikretme işidir.
Şeyh Şamil , Halid-i Bağdadi'nin (Kuddise Sirruh) halifelerindendi.
Ruslarla otuz beş sene harb etti, sonunda yenildi. Vefatından
sonra şeyhinin kabrini ziyarete gittiğinde, ona zuhuratta
: "Niçin Hatm-i Hâce'yi bıraktın?" buyrulmuştur.
Yani Halid-i Bağdadi'nin (Kuddise Sirruh)"Onun için yenildin"
demek istemişti.
Tarikattan maksat; itikatta yakîn elde etmek, ibadette kolaylık
olmasını sağlamaktır. Öncelerli namaza durduğunuzda, namaz
size ağır geliyordu, sonra zikre devam ede ede, o ağırlık
ve zorluk kolaylığa döner, bu defa da:"namaz bitmese"
dersiniz.
Tarikat, insana bunu kazandırır ve kalpte ibadete karşı sevgi
hasıl eder. Mevla Teâlâ ile insan arasında hiçbir alaka yoktur.
Fakat zikre devam ettikçe, kalpte ALLAH'a karşı bir alaka
ve ALLAH ile kul arasında münasebet, bir tür ilişki hasıl
olur. Alaka ve münasebet, bir tür ilişki hasıl olur. Alaka
ve münasebet arttıkça, kalpte sevgide artar. Sevgi kalbi kapladığı
vakit, o insan fenâ-fillâh olur.
Kur'ân-ı Kerim'de "Her şey O'nu hamd ile tesbih eder"
isra 17/44 buyruluyor. Biz zikretsek ne olur zikretmesek ne
olur. Bütün mahlukat O'nu zikrediyor. Kıymetli işi yapan kıymetli
olur.
İstersen acılık hisset, devam!
Devam, devam kalmazsın avam!
Tarikata girdiniz mi, düşmanla harbe kalkıştınız demektir.
"Ey iman edenler! ALLAH'ı çokça zikrediniz." Ahzab
41
Bakın namazı çokça kılmak, orucu çokça tutmak, zekatı çokça
vermek emredilmiyor, Zikri çokça yapmak emrediliyor. Niçin?
Güneş parladığında her yer aydınlanır. Mevla Teâlâ "Çok
zikredin" buyurmakla, ne buyurmuş oluyor? Ne kadar zikrederseniz,
kalbinize o kadar girecektir Benim nurum.
"Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, muhakkak tekrar
dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı" Saffat
143-144 (Yunus Aleyhisselam balığın karnında)
"Ey iman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizi ALLAH'ı
anmaktan alıkoymasın!" Münafikun 9 ,
"Ey mü'minler! Bir düşman topluluğuyla karşılaştığınız
zaman sebat edin ve ALLAH'ı çokça anın ki, kurtulabilesiniz."
Enfâl 8/45 ALLAH'u Teâlâ bize düşmanın karşısında zikri bıraktırmıyor,
hiç evimizde sobanın yanında bıraktırır mı?
İbrahim Hakkı Erzurumi (Kuddise sirruh) şöyle buyurur;
Kimin kalbinde ALLAH olursa,
ALLAH onun iki cihanda yardımcısıdır.
Kimin kalbinde ALLAH'tan başkası olursa,
ALLAH onun iki cihanda da hasmıdır
Dünyada zikrullah menfaat verir, en büyük vasıtadır, en büyük
silahtır zikir. Şeytanın üzerine atom bombası atılarak zarar
verilemez, tankla üzerine yürünerek ezilemez. Ancak zikirle
yenilir o.
Kalp hiçbir şeyle rahata ermez, ancak zikir ile rahat ve
huzura erer. Zikri kaybettik mi ne oluruz? Kalbimizin ıstıraptan,
kederden, hüzünden kurtulmasını ancak zikir sağlar. Bu başka
şeyle olmaz. "Agâh olunuz Kalpler, kalpleriniz ancak
ALLAH'ın zikri ile mutmain olur(huzura erer). " Râd 28
"Beni anın ki, ben de sizi anayım." Bakara 152
; Mevla Teâlâ'nın büyüklüğünü düşünün(Zatını düşünme şekil
verme haramdır, küfre girmeye sebep olur), birde bizim durumumuzu.
O'nun zikri O'na göredir, büyüktür. Bizim zikrimizde bizim
gibi küçük, değersizdir. İşte o küçük zikrimizle, O'nun büyük
zikrini kazanmış(ALLAH'ın lütfu keremiyle) oluyoruz. Bu kadar
büyük zikri, senin o küçücük zikrin kazanacak ve sen ey insan,
buna tenezzül etmeyeceksin. İnsanoğlu çok büyük gaflettedir.
Bir rivayette şöyle gelir "kim ALLAH için olursa, ALLAH'ta
onun için olur."
Sen ufacık canını ona verdin mi? O büyük zatını sana veriyor.
Vallahi, Billahi bu ancak O'nun rahmetinden oluyor.
"Biz, o insana şah damarından daha yakınız." Kaf
16 ; Mevla, şah damarımızdan daha yakın bize; böyle yakın
olan ALLAH'ın yanında abdestsiz durulur mu? Her vakit gözümüzü,
kulağımızı,lisanımızı, elimizi ayağımızı, kalbimizi görüyor.
Onun için Mevla Teâlâ ile beraber olalım. Bir beyitte şöyle
buyrulur;
Yâr her dem sana nazar eyler,
Seni gafil görür güzar eder.
Şeriatta lisan ile yalan söylemek yasaktır, tarikatta ise
kalp ile dahi yalan söylenmemelidir.
Ders talimi alınacak Mürşid (dolayısıyla müridleri) Kur'ân-ı
Kerim ve Sünnet-i Seniyyeye son derece ittiba etmelidir. Mürşid'in
Kâmil(olgun) ve mükemmil(olgunlaştırıcı) vasfı olmalıdır(Mürşid'in
mükemmil/olgunlaştırıcı vasfının olmasının alametlerinden
biri cemaatininde sünneti seniyyeyi titizlikle yaşamasıdır).
Sünneti seniyyeye en ufak bir muhalefet söz konusuysa hemen
uzaklaşmalıdır. İmam-ı Rabbani (Kuddise Sirruh) "Bütün
makamları gezdim, bir sünneti ihyâ etmekten büyüğünü görmedim"
buyuruyor.
"Benim sünnetimi yaşatan beni yaşatmıştır, beni yaşatan
beni sevmiştir, beni seven Cennet'te bana komşu olacaktır."
Hadis-i Şerif
|